Türkiye’de Kadın İstihdamına Yönelik Uygulamalarda Sosyal Girişimcilik Örneği ve Çözüm Potansiyeli Üzerine Bir Değerlendirme

Giriş

Kadın istihdamında sürdürülebilir artış ve kadınların ekonomik hayata aktif katılımı, Türkiye’de ekonomi ve siyaset alanlarının sıkça dile getirdiği gündemler arasında yer alıyor. Geliştirilen sosyal politikalar ve özel girişimler incelendiğinde ise dile getirilen temenninin aynı ciddiyetle uygulanıp uygulanmadığı sorusu gündeme geliyor. Ortaya konan ürün ve hizmetlerin uzun vadede kadın istihdamına katkısı ve özellikle projelerin düşünsel altyapısı, gelinen noktanın feminist teorinin katkılarıyla çizilen vizyondan oldukça farklı bir noktada olduğuna dair sinyaller veriyor. Bu çalışma, 2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de adından söz ettirmeye başlayan kadın istihdamına yönelik sosyal girişimcilik projelerinin niteliği ve potansiyeline dair bir değerlendirme sunmayı amaçlıyor.

Sosyal Girişimcilik Kavramı

“Sosyal Girişim” kavramı bünyesinde “sosyal” ve “girişim” olmak üzere iki farklı olguyu barındırmaktadır. Girişimcilik anlayışı beraberinde tıpkı ticari girişimlerde olduğu gibi sorun ve fırsatları fark etme, doğru değerlendirme, risk alma ve yenilikçi yollarla çözümleme olgularını getirmektedir. “Sosyallik” anlayışı ise girişimcilik prensiplerinin kar maksimizasyonu yerine toplumsal sorunlara uyarlanmasını kapsamaktadır.1

Sosyal sorunların çözümünde girişimcilik esaslı yöntemler benimseyen kuruluşlar olarak ortaya çıkan sosyal girişimler, ele aldıkları alanlarda benzer vakaların analizi ile sistematik değişim yaratmayı ve uzun vadede toplumun desteğini kazanarak sorunun ortadan kaldırılmasını hedeflerler.

İnsanlık tarihi boyunca örneklerine rastlanan sosyal girişimcilik uygulamaları, “sosyal girişimcilik” teorik çerçevesiyle ilk kez 1970’li yıllarda ele alınmıştır. 1980 yılında William Drayton tarafından tanımlanan kavram, uygulamaların sistematik olarak değerlendirilmesinin ve geliştirilmesinin önünü açmıştır. Yine Drayton tarafından Hindistan’da kurulan ASHOKA Sosyal Girişimciler Ağı geride bıraktığı otuz yıl içerisinde 60’tan fazla ülkede 1800’den fazla üyesine sosyal girişim alanında destek vermektedir.2

Dünya’da sosyal girişimcilik kavramı ile ses getiren ilk çalışma, Chittagong Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Muhammed Yunus tarafından 1974 yılında Bangladeş’te hayata geçirilen Grameen Bank (Yoksullar Bankası) projesidir.3 2006 yılında Yunus’a Nobel Barış Ödülü kazandıran proje, yoksul insanlara küçük ticari faaliyetlerinde kullanabilmeleri için mikro krediler tedarik etmeyi amaçlamaktadır. Graamen Bankası 2009 yılı Aralık ayı itibariyle 2462 şubede %96’sı kadın yedi buçuk milyon insana borç vermiştir.4

İngiltere’de sayısı 62 bine kadar ulaşan sosyal girişimciler aracılığıyla 800 bin kişi istihdam edilmiş, Amerika’da Stanford, Harvard, Duke, California ve Berkeley başta olmak üzere birçok üniversitede sosyal girişimcilik lisans programları hayata geçmiştir.5

Türkiye’de Sosyal Girişimcilik

Muhammed Yunus’un, 2003 yılı Haziran ayında gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti, sosyal girişimcilik kavramının Türkiye’de yaygınlaşmasında itici güç olmuştur. Mikrokredi projesi kapsamında pilot il seçilen Diyarbakır ve ardından Siirt, Şanlıurfa, Van ve Batman’da yürütülen projeler ile 3.300 kişiye toplam 3.3 Milyon TL fon sağlanmıştır. 2004 yılında ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, basında “Muhammed Yunus Kanunu” olarak anılan Mikrokredi Kuruluşları Hakkında Kanun Tasarısı hazırlayarak konuyu yasal düzlemde temellendirme adına ilk adımı atmıştır.

Kavramın ortaya çıkmasından önce Türkiye coğrafyasında 1872 yılında Yusuf Ziya Bey tarafından kurulan Darüşşafaka Okulu, 1862 yılında Prenses Zeynep Kamil tarafından kadın hastalıkları ve çocuk ölümlerinin nedenini araştırmak amacıyla kurulan Zeynep Kamil Hastanesi sosyal girişimcilik örnekleri olarak verilebilir.

Teorik olarak sosyal girişimcilik kavramı ile kurulan ilk girişimlerin geçmişi ise 2000 yılına dayanır. Sosyal girişimcilik kavramını kurumsal bir yapıda ilk kez başlatan ASHOKA da 2004 yılında Türkiye’de faaliyete başlamıştır. 2013 yılı itibariyle 26 üyesi bulunan ASHOKA Türkiye oluşumunun üyeleri arasında alternatif radyoculuk fikriyle Açık Radyo oluşumunu hayata geçiren Ömer Madra, yurttaş sektörünün gelişimini teknolojik olanakları entegre eden Alış Bağış platformu kurucusu Arzum Meleksoy, İpek Yolu Kadın Kooperatifi kurucusu Berna Yağcı, engellilerin toplumsal yaşama aktif olarak katılmalarını sağlayan projeler geliştiren Alternatif Kamp kurucusu Ercan Tutal, AKUT genel koordinatörü Nasuh Mahruki, Ekolojik Tarım alanında yaptığı çalışmalarla Anadolu’daki çiftçilere yol gösteren Yasemin Ute Kılıç, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı Koordinatörü Şengül Akçar bulunmaktadır.6

ASHOKA’nın yanı sıra, Schwab Vakfı da 2007 yılından itibaren Milliyet Gazetesi ve Ernst & Young danışmanlık şirketi işbirliği ile her yıl “Yılın Sosyal Girişimcisi”ni seçmektedir. Son yıllarda üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları da konuyla ilgili konferanslar ve etkinlikler düzenlemekte, ekonomik birimlerin konuya ilgisi her geçen gün artmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre sosyal girişimcilerin çalışmaları beş yılın sonunda başkaları tarafından yüzde 88 oranında kopyalanmakta, projeler yüzde 59 oranında ulusal politikayı değiştirmeyi başarmakta ve çalışmaların yüzde 97’si ise beş yıl ve daha uzun süreyle devam edebilmektedir.7

Türkiye’de Kadın İstihdamı Politikalarının Vizyonu

Muhammed Yunus’un Bangladeş örneğindeki gibi yüzde 95’lik oran yakalanmamış olsa da, Türkiye’deki sosyal girişimler de kadın istihdamına yönelik projelere ağırlık veriyor. 2012 yılından bu yana ulusal çapta düzenlenen 6 sosyal girişimcilik yarışmasının 4’ünde kadın istihdamını artırmaya yönelik projeler birinciliğe layık görüldü.8 Fakat kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 28 olduğu Türkiye’de, henüz sosyal politikaları yönlendirebilecek düzeyde stratejik iş fikirlerin hayata geçebileceği bir zemin oluşmuş değil. Bunun en önemli nedenlerinden birinin, sosyal girişim ile sosyal sorumluluk kavramları arasındaki farkın anlaşılamaması olduğunu düşünüyorum. Hayata geçen girişim projeleri, ya ortaya koyduğu gelir modeliyle sosyal bir probleme çözüm üretemiyor, ya da ürettiği çözümü uzun vadede sürdürülebilir kılacak gelir modelini sistem içerisine entegre etmekte zorlanıyor.

Türkiye’de kadın istihdamına yönelik politikalar, ağırlıklı olarak sosyal sorumluluk projeleri üzerinden ilerledi. Fakat altyapısı güçlendirilmeyen ve yasal düzenlemelerle temellendirilmeyen projeler, uygulamada bir takım aksaklıklara neden oldu. Zira ücretli istihdam, kadınlara gelir sağlamasına ve ekonomik bağımsızlığın bir ölçüsü olmasına rağmen, her zaman onların refah seviyesinde net ve kalıcı bir gelişme anlamına gelmez.9 İşgücüne dahil olan kadının, emeğin karşılığı olan ücretin tamamını hanedeki erkeğe teslim ettiği, hane içindeki iş yükünün (çocukların bakımı, günlük ev işleri vb.) paylaşımında iyileşme olmadığından kadın üzerindeki yükün arttığı, yalnız kadınlara sağlanan destek programlarında hanedeki kadının “evrak üstünde” yetkiden fazlasına sahip olamadığı durumlar yaygın olarak gözlemlendi. “Dar gelirli kadınların yaşam kalitelerini ve ekonomik durumlarını iyileştirmelerine destek olmak ve yerel kalkınmada liderliklerini güçlendirmek” amacıyla kurulan oluşumlar, kendi içinde emek sömürüsünü yeniden üreten ekonomik birimler halini almaya başladı.

Gelinen nokta, feminist düşüncenin klasik iktisat yaklaşımına getirdiği eleştirinin haklılığını ortaya koyar niteliktedir. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren, iktisat kuramının oluşturulmasında kadının toplumsal rolünün ihmal edildiğini ortaya koyan feminist düşünürlere göre kadınlara yönelik istihdamı artırma çabaları, toplumsal cinsiyet farklılıklarına dair düşünsel bir dönüşüm gerçekleştirmediği takdirde eşitsizlikleri yeniden üretmekten öteye gidememektedir.10

Kadın istihdamında artış sağlamak, ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini giderme noktasında atılması gereken bir adım olabilir. Bu adımları birer varış noktası olarak algılamak ve istihdam politikalarını sosyal sorumluluk projeleri içerisine hapsetmek, uzun vadede kadınların yaşam kalitesini artırmayacağı gibi, bilakis kadın emeğini mevcut sömürü potasına dahil edecektir. Yalnızca işgücünün parçası olan kadın profilinin, sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal cinsiyet zemininde adaleti sağlamakta yeterli olma ihtimali oldukça şüphelidir. Kadın istihdamında itici güç, üretim faktörlerinin önemli bir parçası haline gelen, kendi istihdam alanlarını yaratabilen ve makro-ekonomik politikalara yön veren bir kadın işgücü olabilir.

Sosyal Girişimcilik Uygulamalarının Çözüm Potansiyeli

Yukarıda değinildiği üzere sosyal girişimcilik uygulamaları, toplumda değer üreten ve sosyal sorunlara uzun vadeli çözümler getirebilen bir yapıya sahiptir. Böyle bir yapının, Türkiye’de kadının sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmesi bakımından anahtar roller üstlenebileceğini düşünüyorum. Kendi gelir modelini oluşturma refleksine sahip sosyal girişimler, kadınları sadece istihdam edilen değil, kendi istihdam alanını oluşturabilen bir ekonomik güce kavuşturabilir. Başkaları tarafından yüzde 88 oranında kopyalanan bu dinamik alan, kadın işgücü arasında hızla yayılarak uzun vadeli güçlendirme politikalarına öncülük edebilir.

Kadın istihdamına yönelik çözümler üretmek isteyen sosyal girişimler, hedef kitlesini doğru belirlemelidir. Geçmişten bugüne süregelen sosyal sorumluluk projeleri, toplumdaki ihtiyaca binaen ağırlıklı olarak düşük eğitim seviyesine sahip ve alt gelir grubundaki kadınların sorunlarına odaklanmışlardı. Eğitim seviyesi yüksek ve orta-üst gelir grubunun çözüm sürecine dahil edilmesi de sosyal girişimcilik uygulamaları ile hayata geçirilebilir. Zira bu uygulamalar ekonomik bir değer üretimine de odaklandığından yatırım ve geliştirme aşamasında detaylı planlama yapabilecek eğitimli bir girişimci profiline de ihtiyaç duymaktadır. Girişimlerin ürettiği ekonomik değer, projenin hayata geçirilmesi sırasında sarfedilen emeğe karşılık olumlu bir motivasyon sağlarken, toplumun farklı kesimlerinden kadınlarını birlikte çalışmaya yönlendirerek bir ilişki ağı ve dayanışma ortamı oluşturabilme potansiyeline sahiptir.

Sosyal sorunlara yönelik tüm çözüm hamlelerinde olduğu gibi, sosyal girişimcilik uygulamalarının da etkin ve verimli bir biçimde başarıya ulaşabilmesi için toplumun çeşitli alanları tarafından bütüncül bir bakış açısıyla desteklenmesi ve geliştirilmesi gerekir. Sosyal girişimci adaylarının Türkiye’de kadın sorunu ve istihdam adaletsizliği ile ilgili bilgilendirilmesi, girişimlerin hane ekonomisine katkısı yanında, kadının hane içindeki rolünü de güçlendirebilmesi için geliri koruma altına alacak yasal düzenlemelerin yapılması bu bağlamda hayati önem taşımaktadır. Bununla birlikte özel sektör ve STK’ların yanında, yerel yönetimlerin de sosyal politika oluşturmada ve kadınların sürece aktif olarak katılımında bilgilendirici ve teşvik edici rolü önemlidir.

Değerlendirme ve Sonuç

Türkiye’de kadın sorununun çözümünde, kadının ekonomik alanda güçlenmesi son derece önemli bir kilometre taşıdır. Fakat bu alanda yapılacak çalışmaların, alt gelir grubundaki kadınları ücretli istihdama dahil etmekle sınırlı kalması çoğu zaman yeterli olmaz. Kadın istihdamının kalıcı ve kendi sermayesi üzerinde durabilen bir yapıya kavuşması, yüksek eğitim seviyesine sahip kadınların da sürecin içerisinde aktif yer almasıyla gerçekleşebilir. Sosyal sorumluluk projeleri, bu bakımdan eğitimli kadın işgücünü projelerine dahil etmekte yeterli motivasyona sahip görünmemektedir. “Gönül işi” ya da “fedakarlık” duygusunun yanında, kadına yönelik güçlendirme projelerinin girişimcisine de yarar sağlayabilmesi, sürece ilginin artmasını ve nitelikli işgücünün bu alana transferini gerçekleştirebilir.

Sosyal girişimcilik kavramı, sosyal bir sorunun uzun vadeli ve bütüncül bir bakış açısıyla çözümüne odaklanması ve girişimcisinden çalışanına sürecin tüm unsurları için ekonomik değer üretebilmesi bakımından, Türkiye’deki kadın sorununun çözümüne yönelik ihtiyaca uygun bir araç olabilir. Kendi sermayesine sahip olabilen kadın işgücü, kendi siyasetini, kendi sosyal politikalarını üretebilecek kaynağı bulabilen, toplumun farklı alanlarında güçlenmiş bir ekonomik oyuncu haline gelebilir. Toplumun tüm kesimleri tarafından desteklenmesi gereken bu sürecin ekonomik, yasal ve sosyal düzenlemelerin bütüncül uyumuyla başarıya ulaşması mümkündür. Aksi takdirde kadını yalnızca emek olarak ele alan bir istihdam yaklaşımı, kadın üzerindeki baskıyı artıran, onu toplumun çeşitli alanlarında savunmasız bir hedef haline getiren ve erkek egemen sermayenin tahakkümünü sürdüren bir adaletsizlik uygulamaları olmaktan öteye geçemeyecektir.

Kaynakça ve Notlar:

  1. ERSEN, T. ve diğerleri (2011), “Sosyal Girişimler ve Türkiye: İhtiyaç Analizi Raporu”, Tüsev Yayınları No:50, TÜSEV.
  2. DENİZALP, H. (2009), Toplumsal Dönüşüm İçin Sosyal Girişimcilik, sf. 7-8, STGM.
  3. a.g.e. sf. 14-18.
  4. Grameen Bank Historical Data Series (1976-2009). http://www.grameen-info.org/index.php?option=com_content&task=view&id=177&Itemid=503 (Son erişim tarihi: 21.04.2013)
  5. TUVAY, B. (2013), “Başka Bir Dünya Mümkün mü?”, Kobi Girişim Mart 2013, DOĞAN BURDA DERGİ.
  6. ASHOKA Türkiye Üyeleri. http://turkey.ashoka.org/fellows-uyeleri (Son erişim tarihi: 21.04.2013)
  7. TUVAY, B., a.ge.
  8. SCHWAB Vakfı Sosyal Girişimciler Listesi. http://www.schwabfound.org/entrepreneurs (Son erişim tarihi: 21.04.2013)
  9. BERİK’ten aktaran, İŞLER, R. (2004), “İktisatta Feminizm ve Türkiye Ekonomisinde Kadının Rolü”, sf. 54., SDÜ.
  10. SERDAROĞLU, U. (2010) , Feminist İktisat’ın Bakışı, sf. 128, SARMAL.
(!) Bu yazı, değerli hocam Prof. Dr. H. Neşe ÖZGEN tarafından yönetilen bir dönem projesi kapsamında hazırlanmıştır.

Sosyoloji

Leave a Reply