Kentin Kargaşasına Platonik Aşkımız: Sosyal Ağlar Üzerinden İkincil Toplumsal İlişkilere Dair Bir Yorum

İnsanlar hayatta kalabilmek ve varlıklarını sürdürebilmek için başlangıçta içinde bulundukları doğal çevrenin koşullarına göre faaliyetler içinde bulunmuşlardır. Tuna’ya göre insanların karşılaştıkları ve tek başlarına çözemedikleri sorunları toplum içinde gerçekleştirdikleri ilişkilerle çözme istekleri onları daha ileri bir toplumsal birlik aşamasına ulaştırmış ve tarihte şehirler ilk olarak bu şekilde ortaya çıkmışlardır.1 Endüstri devrimiyle ve ulaşım olanaklarının da gelişmesiyle birlikte şehirler, birer üretim merkezi haline gelmişlerdir. Endüstrinin neden olduğu çekici kuvvetle birlikte, şehirlerdeki sosyo-ekonomik ve kültürel hayatın çeşitliliği köyden kente akımı teşvik etmiştir.2 Bu yazı; sanayileşme sonrasında oluşan modern kentlerde bireylerin ikincil toplumsal ilişkilere bağlılığına dair, son yıllarda dünya çapında yoğun ilgi gören sosyal ağların ilişkilere getirdiği yeni bir boyuta gönderme yaparak farklı bir yorum getirme amacı taşıyor.

Modern Kentlerde Toplumsal İlişkilerin Yapısı

Sanayi öncesi ve sonrası dönemin toplumsal yapısındaki değişimi ideal tipler ve karşıt toplumsal ilişkiler bağlamında karşılaştıran Tönnies’in Gemeinschaft/Gesellschaft kavram çifti3, yazıldığı dönem itibariyle modern kentteki hayat tarzına henüz entegrasyon sağlayamamış olmanın getirdiği bir tedirginlik ve karamsarlığa sahip görünür. İlerleyen dönemde ortaya konan çalışmalarla kentliliğe dair daha nesnel açıklamalar getirilmiş olsa da, günümüzde dahi insanların günlük konuşmalarında kentliliğin ikincil ilişkilerine karşı eleştirel bir üslup kullandıkları görülüyor. “Kentin karmaşası”, trafik problemi, gürültü ve çevre kirliliği, insanlar arasındaki güven duygusunun azalması, aile bağlarının zayıflaması gibi bir çok olumsuz nitelik bugün şehirli insanların kentliliğe dair değerlendirmelerinde ön plana çıkıyor. Fakat şehre atfedilen bütün olumsuz özelliklere rağmen, kentten kırsala göç oranlarında belirgin bir artış göze çarpmıyor. İnsanların içinde bulunmaktan huzursuz göründükleri ve sıklıkla yakındıkları şehirleri terk edememeleri yalnızca ekonomik refah ve bağlılıkla açıklanabilir mi? Neden insanlar kendilerini mutsuz hissetiklerini söyledikleri şehirlerde ısrarla yaşamaya devam etmektedirler? Modern kentin tüm sorunlarına rağmen ona karşı duyduğumuz “platonik aşk” şehirlerin hangi özelliğinden kaynaklanıyor olabilir?

Wirth’in “insanlığın tarih boyunca doğasından hiç olmadığı kadar uzaklaştığı bir dönem”4 olarak betimlediği modern kent yaşamının, varlığını sürdürecek iç dinamikleri de bünyesinde barındırmakta ve yeniden üretmekte olduğu söylenebilir. Kentliliğin başat niteliklerinden nüfus yığılmasının büyüklüğü ve yoğunluğunun yanı sıra, özellikle farklılaşma ve uzmanlaşmanın artması, şehrin içinde barındırdığı insanların birbirleriyle daha yüzeysel ilişkilere girmelerine neden oldu.5 Görünüşte sevimsiz ve soğuk olan bu ilişki biçimi, insanları kent hayatına bağımlı kılan en önemli özelliklerden biri olabilir. Neticede yüzeysel ilişkiler bireylerin birbirlerini derinlemesine tanımalarına olanak tanımaz ve kişi kendisini olmak istediği gibi tanıtabilme imkanı bulmuş olur.

Birincil ilişkilerin yaygın olduğu yapılar dışarıdan değerlendirildiğinde “dürüst ve samimi” olarak algılansa da, insanların eksik, kusurlu yönlerinin yakın çevresindeki herkes tarafından biliniyor olması çoğu zaman istenmeyen bir durum olabilir. Ayrıca normların aile, dini otorite gibi kurumlarla sıkı sıkıya denetim altında tutulduğu bir yapıda farklılıkların yaşam alanı bulması da kolay olmamaktadır. Farklılıkların kentte görece daha rahat yaşam alanı bulması, bireylerin zihinlerinde kurdukları dünyayı daha ulaşabilir kılmaktadır. Fakat iktidar, hayatın her alanında ve her toplumsal yapıda kendini gösteren bir eylem biçimidir6 ve küçük topluluklarda basit bir denetim mekanizması olarak ortaya çıkarken kompleks sosyal sistemlerde çok daha kapsamlı çalışan ve kontrol etmenin yanında yönlendirme ve dolaylı ya da doğrudan şiddete varan dayatmalar şeklinde görülebilir. Bu durum kentin en önemli çekim gücünden biri olan farklılıkları yeniden üretebilme özelliğini tehdit edici bir unsurdur. Bu durum, farklılıkların egemen bir güç etrafında sıralanarak eşitsizliğe dönüşmesinin de ilk adımı olarak değerlendirilebilir.

Kentin Modern Denetim Mekanizmalarından Kaçış: Sosyal Ağlar

Gücün her tahakküm manevrası, muhatabı tarafından bir rezistansla karşılaşır ve iki kutuplu dengenin bozulması bir sömürü veya güç dengelerinde değişimi beraberinde getirir. Farklılıklara kendilerini yeniden üretme olanağı sağlayan kentlerin bu özelliğinin yerini “toplumsal fayda”, “toplumsal adalet” adı altında tektipleştirmeye, ötekileştirmeye ve denetime devretmesi7 de, bu yapılar içinde yaşayan insanlar tarafından bir rezistansla karşılaşıyor: Son yıllarda önü alınamaz bir hızla yayılan sosyal ağlar. 2004 yılında kurulan sosyal paylaşım ve arkadaşlık sitesi Facebook’un 2010 yılı sonu itibariyle yaklaşık 500 milyon üyesi var.8 Sitenin kendi istatistiklerinde yayınladığı bilgilere göre, bu kullanıcıların %75’inden fazlası kentlerde oturuyor. Kentlerde iletişim imkanlarının daha gelişmiş olmasının yanı sıra bu rakam bizlere bir başka gerçeği daha söylüyor olabilir; kentli insanlar yeniden toplumsal denetimden sıyrılabilecekleri, yüzeysel ilişkiler kurabilecekleri ve kendilerini diledikleri özellikler ile tanıtabilecekleri alanlara kaçıyorlar. Elli yıl önce köyden kente yaşanan kitlesel göç, günümüzde kentlerden sanal ağlara doğru akıyor. Farklılıklarına yaşam alanı bulabilmek için kentin karmaşasına kayıtısız şartsız katlanan birey, artık kendine yeni yaşam alanları üretebilmek için dijital dünyanın kompleks yapısıyla mücadele içine giriyor.

Sonuç Yerine

Toplumsal yapı bakımından birincil ilişkiler olarak adlandırılan sistemin doğrudan denetleyici formuna rezistans olarak “varını yoğunu satarak kente gelen” insanlar, tahakkümden kurtulmak adına kentli olmanın sorunları ve sıkıntılarıyla mücadele ediyorlar. Sıklıkla kentten yakınma cümleleri kuran insanların buna rağmen kırsala göç etmemelerinin nedeni, bugün “internet başından kalkmayan çocuğun” bilgisayar başında kalmasının nedenine benzetilebilir. İnsanın kendini dilediği gibi kurabileceği ve tanıtabileceği, dilediği gibi olabileceği –en azından görünebileceği- bir dünyada var olma isteği, tarih boyunca onun mekan ve hayat tarzı seçimlerinde belirgin rol oynadı ve oynamaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda, denetim mekanizmalarının sosyal ağlara yönelik kontrol çalışmaları artacağa benziyor ve bu durum bireylerin yeni rezistanslar göstermesi ile günlük hayatlarımızda mekanın yeniden kurulmasına neden olabilir.

Kutsal saydıklarınızın selamı üzerinize olsun

Kaynakça ve Notlar:

  1. Korkut Tuna (1987), “Şehirlerin Ortaya Çıkış ve Yaygınlaşması Üzerine Sosyolojik Bir Deneme”, s.74-75, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Basımevi.
  2. Orhan Göçer, (1979), Şehirciliğe Giriş, s.7, Konya: KDMM Yayınevi.
  3. Ferdinand Tönnies tarafından 20. yüzyılın başlarında ortaya konan kavram çifti. Gemeinschaft terimi topluluk/cemaat olarak çevrilir ve geçmişin uyum ve istikrar çağının romantik anılarını çağrıştırır. Daha özel anlamda, büyük ölçüde kişisel, yakın ve sürekli insani ilişkileri anlatmakta kullanılır. Birincil ilişkiler olarak adlandırılan bu yapı içindeki bireyler, tıpkı ailede olduğu gibi tamamen değilse de büyük ölçüde gerçek dostlar grubuna veya sıkıca birbirine bağlı bir gruba katılmaktadırlar. Gesellschaft terimi ise toplum/birlik olarak çevrilir ve kent hayatının görünüşte kişisellikten-uzak, yapay ve geçici ilişkilerini anlatmakta kullanılmıştır. İkincil ilişkiler olarak adlandırılan yapı içindeki insanlar başkalarıyla ilişkilerinde daha hesaplı, daha rasyonel ve kendi çıkarına yönelik bir yaklaşım içinde olurlar ve birbirlerini yakından tanımak yerine, daha ziyade onlarla sözleşmeler veya anlaşmalar yaparlar. F. Tönnies’in kavram çifti hakkında daha detaylı bilgi için bkz. Martin Slattery (2003), Sosyolojide Temel Fikirler, [Ed. Ümit Tatlıcan] s.58-63, Bursa: Sentes Yayınları.
  4. Louis Wirth ([1957] 2002), “Bir Yaşam Biçimi Olarak Kentlileşme”, s.77, 20. Yüzyıl Kenti içinde, Ankara: İmge Yayınları.
  5. Wirth, a.g.e, 91.
  6. M. Foucault’dan aktaran, Ferda Keskin (2000), Özne ve İktidar, s.20, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  7. David Harvey, “Toplumsal Adalet, Postmodernizm ve Kent”, s.219, 20. Yüzyıl Kenti içinde, Ankara: İmge Yayınları.
  8. http://www.shiftdelete.net/facebook-yarim-milyara-ulasti-22359.html (Erişim tarihi: 04.05.2011)

(!) Bu yazı ilk kez, ebedi dostum, edebi üstadım ve fikri muhalifim Cesur Sunar ile birlikte ürettiğimiz ikifikir isimli blogda yayınlandı. Hayatın farklı alanlarına dair denemelerimize ikifikir.tumblr.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Sosyoloji

Leave a Reply